• Anasayfa
  • Favorilere Ekle
  • Site Haritası
  • https://www.facebook.com/ali.gulhan.58
  • https://plus.google.com/105781278635982310194/posts
  • https://www.twitter.com/ali69gulhan
ali gulhan

SEVGİ

SEVGİ

 

Allah-u Teâlâ Kulu Sevdiği Zaman

 

82) Ebû Hüreyre (r.a.)’dan rivayetle, Nebî (s.a.s.) şöyle buyurdu:

“Allah kulunu sevdiği zaman, Cibril’e seslenir:

“Al­lah filanca kulunu seviyor sende onu sev” diye buyurur. Bu­nun üzerine Cibril de onu sever ve sema ehline:

“Şüphesiz Allah filanca kulunu seviyor, sizde onu sevin” diye seslenir. Onlarda bu sefer o kulu severler. Sonra onun için yeryüzü ehlinin (kalbine) bir saygı ifadesi konulur.”[1]

v Yine Buhârî’de (6040) gelen bir rivayet şöyledir:

“Allah kulunu sevdiğinde Cibril’e seslenir:

“Allah filan kulunu sevi­yor sende onu sev.” der. Cibril’de onu sever ve sema ehline:

“Allahu Teâlâ şüphesiz filan kulunu seviyor, siz de o kulunu sevin” diye seslenir. Böylece sema ehli de onu severler sonar onun için yeryüzü ehlinin (içine) bir saygı yerleştirilir.”

v Yine Buhârî (7485) lafzı şöyledir:

“Allahu Teâlâ kulunu sevdiği zaman Cibril’e:

“Muhakkak ki; Allah filan kulunu sevi­yor, sende onu sev” diye nida eder. Cibril de onu sever ve semaya seslenip:

“Muhakkak ki Allah, filan kulunu seviyor siz de onu sevin” der. Sema ehli de onu severler. Sonra onun için yeryüzü ehlinin (kalbine) bir saygınlık verilir.”

v Müslim’de (2637) bundan daha tamamlayıcı bir hadis lafzı şöyledir:

“Allahu Teâlâ bir kulunu sevdiği zaman Cibril’i çağırır ve ona: “Ben filanca kulumu seviyorum onu sen de sev” diye buyurur. Cibril’de bunun üzerine hemen onu sever. Sonra sema ehline nida edip:” Allah (c.c.) filanca kulunu sevi­yor, onu siz de sevin” der. Sema ehline hemen onu severler. Sonra onu severler. Sonra onun için yeryüzü ehlinin (kal­bine) bir saygınlık yerleştirilir.

Allahu Teâlâ bir kulunu sevmediği zaman ise; (yine) Cibril’i çağırır ve ona:

“Ben filanca kulumu sevmiyorum, onu sende sevme” diye buyurur. Bunun üzerine Cibril de onu sevmez ve Sema ehline nida edip:

“Allah (c.c.) filanca kulunu sevmiyor. Onu sizde sevmeyin” der. Onlar da onu sevmezler. Sonra onun için yeryüzü ehlinin (kalbine) bir nefretlik yerleş­tirilir.”

 

***

 


 

[1] Müttefekun aleyh. Lafız Buhârî'ye aittir (3209).

Allah İle Karşılaşmayı Seven Kimse

 

83) Ebû Hüreyre (r.a.)’dan rivayetle, Resûlullah (s.a.s.) şöyle buyurdu:

“Allah (c.c.) buyurdular ki: “Kulum Benimle karşılaşmayı severse (isterse), ben de onunla karşılaşmayı isterim. Şayet benimle karşılaşmaktan nefret ederse (istemezse) ben de onunla karşılaşmayı istemem.”[1]

 

***

 


 

[1] Buhârî (7504). Bu hadisin açıklaması; Şeyhayn (Buhârî (6507), ve Müslim (2683))'in hadislerinde Ubâde bin Samit rivayetinde geçmektedir. Nebi (s.a.s.) şöyle buyurdu: "Kim Allah ile karşılaşmayı isterse Allah ta onunla karşılaşmayı ister. Kim de Allah ile karşılaşmayıp istemezse Allah da onunla karşılaşmayı istemez." Aişe (r.ha)'dan ya da Nebi (s.a.s.)'in bazı zevcelerinden birisinin: "Biz ölümü kerih görüyoruz" demeleri üzerine Nebi (s.a.s.) şöyle buyurdu: "Bu sizin düşündüğünüz gibi değildir. Ancak mümin bir kul ölüm döşeğinde bulunduğu vakit, Allah'ın (c.c.) rızası ve kerameti ile müjdelenir. Önünde olandan başkası ona sevimli gelmez. Allah ile karşılaşmayı sever. Allah da onunla karşılaştığı için onu sever.”

Kafire gelince; ölüm döşeğine yattığı zaman, Allah'ın azabı ve âkıbeti ona müjdelenir. Önünde olandan başkası ona kerih gelmez. Allah ile karşılaşmayı istemez, Allah (c.c.) da onunla karşılaşmayı istemez.

Allah Hakkında Güzel Zan Beslemek

 

84) Ebû Hüreyre (r.a.)’dan rivayetle, Resûlullah (s.a.s.) şöyle dedi:

“Allahu Teâlâ şöyle buyurdu: “Ben, kulumun beni zan ettiği üzereyim.”[1]

 

***


 

[1] Müttefekun aleyh. Lafız Buhârî'ye aittir (7505). Daha önce tamamı geçti.

Allah’a Duyulan Sevginin Fazileti

 

85) Ebû Hüreyre (r.a.)’dan rivayetle, Nebî (s.a.s.) şöyle buyurdu:

“Bir adam başka bir köydeki kardeşini ziyarete gitti. Allahu Teâlâ da onun geçeceği yola bir (gözetleyici) Melek gönderdi. Melek adama:

“Nereye gidiyorsun?” diye sordu. Adam da:

“Şu köydeki kardeşimi ziyarete gidiyorum” dedi. Melek de:

“Sana yapmış olduğu bir iyilikten dolayı ona vefa borcunu ödemek için mi ziyarete gidiyorsun?” diye sordu. Adam da:

“Hayır. Ben onu Allah için sevdim” dedi. Bu ce­vabı üzerine Melek:

“Ben Allah’ın göndermiş olduğu bir elçiyim. Senin o arkadaşını O’nun için sevdiği gibi Allah’ın da seni sevdiğini sana haber vermek için gönderildim.” dedi.”[1]

 

***

 

86) Yine Ebû Hüreyre (r.a.)’den gelen rivayette, dedi ki: Resûlullah (s.a.s.) şöyle buyurdu:

“Yüce Allah (c.c.) kıyamet gününde şöyle buyurur: “Benim celâlim için birbirlerini se­venler neredirler? Bugün onları, benim gölgemden başka gölgenin bulunmadığı günde, kendi gölgemde gölgelendire­ceğim.”[2]

Hadiste geçen “Celâlim” den maksat; Azametim için, bana itaat etmek için dünya için değil manasındadır.

“Gölgemden başka bir gölgenin bulunmadığı” kavline gelirsek; Müslim’de ise: “Arşımın gölgesinde” kavli olarak gelmiştir. Burada mecaz vardı. Bilinen şu ki Allahu Teâlâ’nın gölgesi olmaz. Bundan maksat; Allah’ın koruması, Allah’ın setretmesidir. Allah en iyisini bilir.

 

***

 


 

[1] Müslim (2567).

[2] Müslim (2566).

Önemli Bir Açıklama:

 

Alimler şöyle der:

“Allah’ın (c.c.) kulunu sevmesinin manası şudur: Ona merhamet etmesi ve ondan razı olmasıdır. Ona hayırı dilemesi, onun hayıra girmesine vesile olacak işleri işlemesini istemesidir. Kullar hakkında muhabbetin (sevginin) aslı kal­bin meyletmesidir ki Allahu Teâlâ (c.c.) bundan münezzehtir.

 

***

Zor Durumda Olan Birindeki Alacağını Allah’ın Rızası İçin Ertelemenin Fazileti

 

87) Huzeyfe (r.a.) dan rivayetle, dedi ki: Resûlullah (s.a.s.) şöyle buyurdu:

“Sizden önce yaşamış (ümmetlerden) bir adamın ruhu ile melekler karşılaştılar. Melekler:

“Hiçbir hayır işledin mi?” diye sordular. O da:

“Hayır” dedi. Melekler:

“İyi düşün” dediler. O da:

“İnsanlara borç verirdim ve adamla­rıma zor durumda kalanın vereceğini geciktirin (erteleyin), durumu iyi olanın da vereceğini güzellikle alıın “derdim” diye cevap verdi. Allahu Teâlâ:

“Onu bırakın” diye buyurdu.”[1]

v Müslim’de (27/1560) gelen başka bir rivayet lafzı şöyle­dir:

“Huzeyfe (r.a.) ile Ebû Hüreyre (r.a.) bir araya gelip top­landılar, Huzeyfe şöyle dedi:

“Adamın biri Allahu Teâlâ ile karşılaştı (huzuruna çıktı). Ona:

“Ne işledin?” diye soruldu. O da:

“Hayır namına bir şey yapmadım. Sadece ben mal-mülk sahibi bir kişiyim. İnsanlar benim bu malımdan isterlerdi. Ben de geri ödemeye gücü yetenlerden bu malı geri alırdım, zorlanıp bunu ödemeye gücü yetmeyenleri ise bırakırdım” dedi. Allahu Teâlâ da şöyle buyurdu:

“Siz de kulumu bırakın”

Ebû Mes’ud: “Ben Resûlullah’tan (s.a.s.) işte böylece işittim” dedi.

v Yine Müslim’de (28/1560) gelen Huzeyfe (r.a.) hadisinde Nebî (s.a.s.) şöyle buyurdu:

“Adamın biri öldü ve cennete girdi. Kendisine:

“Ne iş yapardın?” diye soruldu.

(Ravi) der ki: Ya zikretti ya da zikir olundu diye rivayet edildi.

O da:

“Ben insanlarla alış-veriş yapardım. Zor du­rumda olanın vereceğini bekletirdim. Sıkışanların borcunu da bırakırdım” dedi. Bunun üzerine onun günahları bağışlandı.”

Ebû Mes’ud (r.a.): “Bunu, böylece Ben Resûlullah (s.a.s.)’den duydum” dedi.

v Müslim’de (29/1560) geçen bir rivayetin lafzı şöyledir:

“Yüce Allah’a, kendisine Allah’ın çokça mal mülk verdiği bir kulu getirir. Ona:

“Dünyada ne iş yaptın?” diye sordu.

Ravi: “Allah’tan hiçbir sözü de gizlemeyeceklerdir.” (Nisa: 4/42) diye buyurduğunu belirterek der ki:

“Adam:

“Ey Rabbim! Bana malını verdin ve ben de insanlarla alış-veriş yapardım. Benim bir özelliğim vardı, ödenmesi mümkün olan için kolaylık gösterir, ödemesi zor olanı ise bekletirdim”, dedi. Allahu Teâlâ da:

“Ben şüphesiz buna, senden daha hak sahibiyim, kulumu bırakın” diye buyurdu.”

Ukbe bin Âmir ve Ebû Mesûd el-Ensârî dediler ki: Biz bu hadisi aynen Resûlullah (s.a.s.)’den böylece duyduk.”

v Buhârî’de (2077) gelen bir lafız şöyledir:

“Sizden önce yaşamış bir adamın ruhu ile Melekler kar­şılaştılar. Melekler:

“Hiçbir hayır işledin mi?” dediler. O da:

“Ben adamlarıma zor durumda kalanın vereceğini geciktirin (erteleyin), durumu iyi olandan da vereceğini bırakın derdim” diye cevap verdi. Allah (c.c.):

“Kulumdan bırakın” diye bu­yurdu.

v Buhârî’de (3451) geçen bir lafız ise şöyledir:

“Sizden önce yaşamış bir adam vardı. Melek bir gün ru­hunu almak üzere adama gelir. Kendisine:

“Hiçbir hayır işle­din mi?” diye sorulur. O da:

“Bilmiyorum” der. Yine ona:

“İyi bir bak, düşün?” denilir. O da:

“Bilmiyorum ancak ben dün­yada insanlarla alış-veriş yapardım, onlara borç verirdim. Ödenmesi mümkün olan için kolaylık gösterirdim, zor olanı da bırakırdım” dedi. Bundan dolayı da Allahu Teâlâ onu cennete koydu.”

 

***

 


 

[1] Müttefekun aleyh. Hadisin lafzı Müslim'e aittir (1560).

Hastayı Ziyaret Etmenin Fazileti

 

88) Ebû Hüreyre (r.a.)’dan rivayetle, dedi ki: Resûlullah (s.a.s.) şöyle buyurdu:

“Allahu Teâlâ kıyamet gününde: “Ey Âdemoğlu! Ben hasta oldum beni ziyaret etmedin?” diye bu­yurur. Kul da:

“Ey Rabbim! “Sen âlemlerin Rabbi olduğun hâlde seni nasıl ziyaret ederim?” diye cevap verir. Allahu Teâlâ da:

“Bilmiyor musun ki, filanca kulum hasta oldu ve sen de ziyaret etmedin. Bilmez misin ki sen onu ziyaret etseydin, Beni onun yanında bulurdun?” diye buyurdu. Allah (c.c.):

“Ey Âdemoğlu! Senden yiyecek istedim ve sen de verme­din?” diye buyurdu. Kul da:

“Ey Rabbim! Sen âlemlerin Rabbi iken sana nasıl yiyecek vereyim?” der. Allahu Teâlâ:

“Bilmiyor musun ki filanca kulum senden yemek istemişti ve sende vermedin? Bilmez misin ki sen ona yiyecek verseydin bunu Benim yanımda bulurdun” diye bu­yurur. Allah (c.c.):

“Ey Âdemoğlu! Senden su istedim, su ver­medin!” diye buyurur. Kul da:

“Ey Rabbim! Sen âlemlerin Rabbi iken sana nasıl su vereyim” der. Allahu Teâlâ’da:

“Bilmez misin ki filanca kulum senden su istemişti ve sen de vermedin, bilmez misin ki; sen ona su verseydin bunu Benim yanımda bulurdun” diye buyurur.”[1]

 

***


 

[1] Müslim (2569).

Bütün Akraba ve Müslümanlara Karşı Şefkatli ve Merhametli Olan Mü’minin Hu­sûsiyetleri

 

89) Iyaz bin Himar El-Mecâşii (r.a.)’dan rivayetle, ken­disi Resûlullah(s.a.s.)’in bir defasında hutbesinde şöyle buyur­duğunu işitmiştir:

“Dikkat edin ve şundan haberiniz olsun ki; Yüce Allah (c.c.) Bana, sizin bilmediğiniz ve O’nun bana öğ­rettiği bazı şeyleri sizlere bugün öğretmemi emretti: Bir ku­luma bağışlayıp verdiğim her şey helaldir. Bütün kullarımı “Hanifler” (Allah’ı birleyen, muvahhidler) olarak yarattım sonra şeytanlar onlara musallat oldular ve dinlerinden uzak­laştırdılar. Onlara helal kıldığım şeyleri onlara haram kıldılar. Ve hakkında hiçbir delil indirmediğim şeyleri bana ortak koşmalarını emrettiler. Allah-u Azze ve Celle dünya ehline baktı ve onlara gazap etti. Kitap ehlinden arta kalanlar hariç, onları Arap ve Acem diye ayırdı. Allahu Teâlâ buyurdu ki:

“(Ey Muhammed) Seni imtihan etmek ve seninle başkalarını imtihan etmek için gönderdim. Sana su ile yıkanamayacak bir kitap verdim. Onu uykuda ve uyku dışında uyanıkken okursun. Allah (c.c.) bana Kureyş’i yakmamı emir buyurdu:

“Ya Rabbi! Kafamı ikiye yarıp onu da ekmek diye bellerseler” dedim. Allahu Teâlâ da:

“Onların seni oradan (Memleketin­den) çıkardıkları gibi, sen de onları oradan çıkar, onlara karşı savaş aç. Biz sana yardımcı oluruz. Allah için infak et, sonra biz de sana infak edeceğiz. Bir ordu (kurup) gönder, Biz de sana o ordunun beş katı kadar yardımcı göndereceğiz. Sana itaat eden (mü’minlerle) beraber sana isyan edenlere karşı savaş.” diye buyurdu.

Resûlullah (s.a.s.) şöyle buyurdu:

“Cennet ehli üç sınıftır:

- Ameli az-çok olup, tasaddukta bulunan, adaletli, muvaffak kimse.

- Bütün akraba ve müslümanlara karşı ince kalpli, mer­hametli olan kimse.

- Çoluk çocuğu olup, hayalı ve ölçülü olan kimsedir.”

Resûlullah (s.a.s.) buyurdu ki:

“Cehennem ehli de beş sı­nıftır:

- Sadece arkasından gittiğin kişinin sözüne kanan, aile­sine ve mala düşkün olmayan, aklını iyi kullanmayan zayıf kimse,

- Tamahını ortalığa vurmayan, ne zaman bir iş yapsa devamlı ihanet eden hain kimse.

- Ailesinde ve malında sana bir hile yapmadan akşamla­yıp, sabahlamayan kimsedir.”

Ravi dedi ki: “Sonra Resûlullah (s.a.s.) cimriliği yahut yalanı ve eş-Şanzîrî ve “El-Fahhaş” zik­retti.”[1]

Hadiste geçen “Hunefâ” dan maksat batıldan uzak olan ve Allah’ı (c.c.) tekleyen muvahhidler demektir.

“Sana su ile yıkanamayacak bir kitap verdim” kavline gelirsek, bunun manası şudur: Yani kalplerde mahfuz olan (ve yazısı silinmeyecek olan) kitap demektir.

Hadiste geçen: “Eş-Şanzîr”in manası; tabiatı, huyu kötü ve çirkin olanlar demektir. (“El-Fahhaş” da çirkinlik vs... de­mektir.) Allah (c.c.) en iyisini bilir.

v Müslim’de (64/2865) geçen Mutarrif bin Abdullah bin Eş-Şihhîr yolundan gelen rivayette; onun da Iyaz bin Humâr El-Muşacii (r.a.)’dan yaptığı rivayete göre, İyaz şöyle dedi: “Resûlullah (s.a.s.) bir gün aramızda hutbe vermek üzere ayağa kalktı ve:

“Allahu Teâlâ... bana emretti” diye buyurdu ve (Ravi) hadisi uzunca misliyle rivayet etti.

Ravi hadiste şu lafzı eklemiştir: “Resûlullah (s.a.s.) şöyle buyurdu:

“Şüphesiz Allah (c.c.); sizlerin birbirlerinize karşı haddi aşıp saldırmamanızı, birbirinize karşı alçak gönüllü olmanızı bana vahyetti.”

Ravi rivayet esnasında: “aileye ve mala düşkün olmayan” deyince:

“Ey Ebû Abdullah! Böylesi de olur mu?” diye sordum. O da:

“Evet, vallahi ben böyle kimselere câhiliye devrinde şahit oldum. Bir adam kendisiyle cima edeceği bir cariye vermeleri karşılığında bir mahallenin çobanlığını üstlenirlerdi” diye ce­vap verdi.[2]

 

***


 

[1] Müslim (2865).

[2] Rivayette geçen Ravi'nin ismi: Ebû Abdullah=Mutarrif bin Abdullah'tır ona bunu söyleyen Katâde'dir. hadiste geçen: "Ben böyle kimseleri câhiliye devrinde gördüm" kavline gelecek olursak; herhalde o kimselerin son durumlarını ve câhiliye kalıntılarını kast etse gerek. Çünkü Mutarrif gerçek câhiliye zamanında iken çok küçüktü, idrak etmesi zordu.

Allah en iyisini bilir. "Bu açıklamalar İmamı Nevevî'ye (r.h) aittir.



Paylaş |                                         Yorum Yaz - Arşiv   
2836 kez okundu

Yorumlar

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yapmak için tıklayın