• Anasayfa
  • Favorilere Ekle
  • Site Haritası
  • https://www.facebook.com/ali.gulhan.58
  • https://plus.google.com/105781278635982310194/posts
  • https://www.twitter.com/ali69gulhan
ali gulhan

ALLAH’A YAKINLIK VE UZAKLIK GÜNAH VE TAAT AÇISINDAN SÖYLENEBİLİR.

ALLAH’A YAKINLIK VE UZAKLIK  GÜNAH VE TAAT AÇISINDAN SÖYLENEBİLİR.

وَلَقَدْ خَلَقْنَا الْإِنسَانَ وَنَعْلَمُ مَا تُوَسْوِسُ بِهِ نَفْسُهُ وَنَحْنُ أَقْرَبُ إِلَيْهِ مِنْ حَبْلِ الْوَرِيدِ (١٦)
Diyanet İşleri: Andolsun, insanı biz yarattık ve nefsinin ona verdiği vesveseyi de biz biliriz. Çünkü biz, ona şah damarından daha yakınız.50/kaf_suresi/16.
Yunus suresi âyet 62:
“Gözünüzü açın! (Evliyâüllah) Allah’a yakın olanlar için hiçbir korku yoktur. Tasaya da düşmezler onlar.”
Yunus suresi âyet 62, 63:
“Gözünüzü açın! (Evliyâüllah) Allah’a yakın olanlar için hiçbir korku yoktur. Tasaya da düşmezler onlar
Onlar (Evliyâüllah/ Allah’a yakın olanlar) inanmış ve takva sahibi olmuş olanlardır.”
Muhammed suresi âyet 7:
“Ey inananlar! Eğer Allah’a yardım ederseniz, O da size yardım eder ve ayaklarınızı sağlamlaştırır.”
Âl-i Imran suresi âyet 52:
“İsa onlardan inkarı sezince şöyle konuştu: “Allah’a gidişte benim yardımcılarım kim?” Havarîler dediler ki: “Biz Allah’ın yardımcılarıyız. Allah’a iman ettik biz. Tanık ol, biz müslümanlarız.”
Şimdi açıkça diyebiliriz ki, Allah’a yakın olanlar (Evliyâüllah), Allah’a yardım edenler (ensârullah) demek de Allah’ın koyduğu emir ve yasakları benimseyenler Allah’ın dinine sarılanlar O’nun dinin yayılması için canla başla çaba harcayanlar demektir. (Yoksa bizzat Allah’ın kendisine nicel ve nitel olarak yaklaşmak imkansızdır.) Bunlar da mütteki müminlerdir.
ALLAH'A YAKLAŞMANIN İMKÂNI ve YOLLARI
*Emine ÖĞÜK
“Sonuç Allah tasavvuru, insan hayatını anlamlandıran, yönlendirip şekillendiren önemli bir fonksiyona sahip olduğundan, Allah tasavvurunun sağlıklı bir yapıya kavuşturulması gerekir. Bu yorum Kur'an ve sünnetin önderliğinde akıl ile vahyin verilerini uyumlu şekilde bir araya getirmeli, tenzihçî ve teşbihçi yaklaşımdan uzak olarak selbî ve subûtî sıfatların Allah'ı tanımada birlikte değerlendirildiği bir bakış açısını yansıtmalıdır. Allah'ın lâyıkıyla bilinmesi için kuşatıcı ve zengin bir birikime ihtiyaç vardır. Bunun da yolu duyular, akıl ve vahiy gibi her birinin diğerine katkı sağladığı birçok bilgi vasıtasından istifade ile derin bir perspektif kazanmaktan ve elde edilen bilgileri aklî istidlallerle bir araya getirerek bütüncül bir yapıya kavuşturmaktan geçer. Buna göre Allah sadece akıl yoluyla değil, nakli de içine alan tüm bilgi yollarıyla, zâtı açısından değil, isim ve sıfatları itibariyle, sadece bilerek ve kuşatarak değil, aynı zamanda anlayarak ve severek bilinir ve tanınır. Bu, herkesi inanmaya ikna eden zorunlu bir bilgi olmayabilir. Fakat inanan kulun kalbine verdiği itmi'nan başka pozitif bilgilerin sağlayacağı güvenden çok daha tesirli ve baskındır. İnsanda imanî bilgiyi elde etmeye yarayan her türlü vasıtanın katkısıyla oluşan bu zengin bakış açısı da dünya hayatının ve insanın düşünce alanının dışında olan yaratıcının bütün yönlerden kuşatılması için yeterli değildir. Cenâb-ı Hakk'ı tanıyıp bilmede insan ne kadar gayret gösterirse göstersin sınırlı idrakinin ulaşabileceği son nokta yaratıcıyı lâyıkıyla vasfetmekten uzak olacaktır. Allah hakkında insan algısını zorlayan anlatım biçimleri, aslında Yüce yaratıcının sınırsızlığını çok vecîz şekilde ifade etmektedir. O'nun isimleri arasında yer alan Evvel-Âhir, Zâhir-Bâtın gibi birbirine zıt mânaları işaret eden kavramlar da bu sınırsızlığın boyutlarını, yüce ve sınırsız olan yaratıcının mâhiyetinin insan tarafından bilinemez oluşunu ve her türlü dilin çok çok ötesinde olduğunu göstermektedir. Ancak bu noktada vurgulanması gereken önemli husus, yaratıcının bütünüyle kuşatılamaz oluşunun, O'na yaklaşmaya ve gereği şekilde kullukta bulunmaya mani teşkil etmemesidir. İnsanı sınırlı özellikleriyle beraber yaratan Allah, kulundan, Rabbini bilme hususunda sahip olduğu yeteneğini sonuna kadar kullanmasını ister. İnsanın, bu imkânlarını seferber ederek ulaşabileceği son nokta, aynı zamanda Cenâb-ı Hakk'ın ondan ulaşmasını istediği bir noktayı/sınırı ifade eder. Yaratıcı hakkındaki bilgi aynı zamanda O'na yaklaşmaya vesiledir. Bu yakınlık her müminin özlediği ve elde etmek istediği bir haldir. Bütün ameller, dünyada iyi bir kul olma yolunda gösterilen bütün gayret ve çabalar, Allah'a daha çok yaklaşmak içindir. Yakınlığın kul ile Allah arasında çift taraflı bir boyutu vardır. Allah'ın kullarına olan yakınlığı, her daim görüp gözetme, çeşitli ihsan ve ikramlarda bulunma şeklinde tezahür eder. Diğer taraftan bütün kullar Rablerine aynı ölçüde yakın değildir. Kulun Rabbine yaklaşmasında Rabbinin kendisiyle olan yakınlığını idrak etmesinin rolü büyüktür. Allah'ın kendisine olan yakınlığının farkına varan kul aynı zamanda bu bilginin gereğini yerine getirmek için hazır demektir. Kulun bunun için namaz, oruc, hac, zekât, secde, tövbe, dua… gibi geçerli vesileleri fırsat bilerek gayret içinde olması gayet tabidir. Bu yakınlığın yolu taşkınlık, aşırılık, had bilmezlikten değil, itidal ve tevazudan geçtiğinden, inanılması gereken esaslara iman etmekle başlayıp, itaatle devam eden bir seyir takip eder.” ALINTI


Paylaş |                                         Yorum Yaz - Arşiv   
687 kez okundu

Yorumlar

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yapmak için tıklayın