• Anasayfa
  • Favorilere Ekle
  • Site Haritası
  • https://www.facebook.com/ali.gulhan.58
  • https://plus.google.com/105781278635982310194/posts
  • https://www.twitter.com/ali69gulhan
ali gulhan

Remzi Çayır 14.04.2017 @ RSS Sesli Köşe Yazısı

Remzi Çayır

14.04.2017 @ RSS

Sesli Köşe Yazısı

Avrupa’nın tuzağına düşülmemelidir

Her ülke kendi çıkarına bakar. Toplumların birbiriyle ilişkisini, ne yazık ki, menfaat belirliyor. Hele, kafasında hâlâ haç taassubu olanlar için, bu durum daha vahimdir ve katıdır.

Kendi gibi ibadet etmeyenlere aynı gözle bakmadıkları gibi, kendileri gibi yaşamayanları da tecrit etmede pek mahirler.

 

Bugün Avrupa, kendince müslümanları tehdit gören bir yere doğru gitmektedir. Hatta işi öylesine abartıyorlar ki, islamı terörden bahsederken bile vicdansız olabiliyorlar.

İslam’ı bilmeden İslam’ı suçluyorlar, Müslümanlara ön yargıyla bakıyorlar.

 

Bugüne kadar bizi işçileri olarak, çalışanları olarak gören Batı, farklı bir tavır geliştirdiğimizde, derhal ejderha kesilmekte, gücümüzü kırmak, birliği parçalamak için her türlü oyunu sahnelemektedir.

Batı bizi kendi sınırlarımız içine hapsetmeye çalışırken… Batı bizi başkalaştırıp başka başka yerlere servis ederken, biz ne yapıyoruz?

 

Bana ne, git oradan… İşine bak, biz kendi kendimize yeteriz, biz de seni istemiyoruz, bizim sizinle işimiz yok, demek, acizliktir.

Müslümanların dünyaya, bütün insanlığa söyleyecek sözleri vardır.

 

Müslüman, kendini tecrit etmeyeceği gibi, sözlerinin de, adaletle yaklaşmasının da sınırlanmasına izin veremez.

Her alanda ve her platformda, Müslüman herkesle konuşur, görüşür, tartışır… Bilir ki, yıkılmaz, yanlış çıkması mümkün olmayan bir yere sırtını vermiştir.

Savundukları eskimez, zamana yenilmez, şartlara göre başkalaşım göstermez.

 

Bu nedenledir ki, ülkeyi yönetenlerin, Batı’nın kazdığı çukura düşmemeleri gerekir. Bizi yalnızlaştırma, bizi tek başımıza bırakma… Bizi dünyadan uzaklaştırma, etkisizleştirme faaliyetine başlamışlardır.

Bunu, dışarıya gidenler, yabancılarla konuşanlar alenen görürler.

 

İçe kapanmak yerine, daha çok adalet, daha çok açıklık, daha çok renklilik, daha çok empati, daha çok diyalog… zemini oluşturmak ödevimiz olmalıdır.

Biz, dünyayı adaletle donatmakla yükümlüyüz.

Merhamet medeniyetini inşaa ile sorumluyuz.

 

Yeryüzündeki insanlarla hemhal olmak, onlarla her zaman diyalog içinde bulunmak gerekir. Birileri bu pozisyonumuzu yok etmek isteyebilirler.

Birileri, bizi dünyadan tecrit etmek arzusundadır.

 

Avrupa, Türkiye’yi yönetenleri öne koyarak, Türkiye’yi dünyaya kötü reklam yapmaktadırlar.

Bu işin başını da ne yazık ki, NATO’da beraber olduklarımız… Avrupa birliği konseptinde yan yana durmak istediklerimiz çekmektedirler.

Bu oyuna gelinmemelidir.

 

Kendimiz kalarak… Kendimiz olarak, herkesle konuşabilmeli, görüşebilmeli, ilişki kurabilmeliyiz. Bunu yaparken de, merhamet ve iyilik medeniyetinin mimarları olarak göğsümüzü gere gere, insanı yüceltme, şerefli yaşatma davasının eri olduğumuzu… Gayemizin, insanlığın hem bu dünyada, hem öbür dünyada namuslu, şerefli, alnı açık, başı dik yaşaması olduğunu haykırmalıyız.

Böyle yaparsak, hem biz, hem ülke, hem insanlık kazanır.

 

Kurulan tuzağa düşersek, sadece biz değil, bize bel bağlayan, umut çoğaltanları da yıkmış oluruz…

Bilmem anlatabildim mi? (ALINTI)



Paylaş |                                         Yorum Yaz - Arşiv   3649 kez okundu

Yorumlar

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yapmak için tıklayın